Türkiye Madencilik Sektörünün Geleceği, Sektörmaden Dergisi Sayı 67-Nisan, Mayıs, Haziran

  

Türkiye madencilik sektörü geleceğe daha umutlu bakıyor 

Sektörün lider aktörleriyle bir dizi özel röportaj yapan Global Business Reports, Türkiye'nin madencilik sektöründeki olasılıklara ilişkin görüşlerini sunuyor



Dünyanın en büyük metal üretim bölgelerinden biri olan Tetis Metalojenik Kuşağının önemli bir bölümü üzerinde bulunan Türkiye çok çeşitli mineraller bakımından zengin bir ülkedir. Güney Doğu Asya'ya kadar uzanan kuşağın en büyük potansiyele sahip bölümlerinden biri üzerinde yer alan Türkiye’nin jeolojisi ciddi anlamda ancak son 20 yıl içerisinde keşfedildiği için madencilik sektörü henüz gençtir. MinEx Danışmanlığa göre, Küçük Asya'da (Türkiye ve Yunanistan) 2006 ve 2016 yılları arasında yapılan arama harcamalarının toplamı 0,96 milyar ABD Dolar. Bu rakam, Himalayalar veya Güneydoğu Asya gibi Tetis kuşağında yer alan diğer bölgelerden daha düşük olsa da aramalar daha fazla sayıda keşifle sonuçlanmış: adı geçen bölgelerdeki sırasıyla altı ve yedi keşfe kıyasla Küçük Asya’da (çoğunlukla Türkiye’de) 22 keşif yapılmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin en önemli iki minerali olan bakır ve altının birim keşif maliyetlerinin, 2006 ve 2015 yılları arasında ortalaması 18$/ons. Dünya ortalamasının 49$/ons ve Doğu Avrupa ortalamasının 23$/ons olduğu dikkate alındığında Türkiye’nin avantajlı konumu açıkça görülebiliyor.

Türkiye'nin madencilik sektörünün özelleştirilmesinin ardından, ülkenin başlıca maden kaynağı altın başta olmak üzere, son 20 yılda kaydedilen ilerleme tam anlamıyla olağanüstüdür. 2000 yılında altın üretimi sıfır olan Türkiye 2015 yılında Avrupa'nın lider altın üreticisi haline gelmiştir. Bu süre içerisinde, tamamı Türk inşaat şirketleri tarafından olmak üzere, yedi altın madeni inşa edilmiştir. Bununla birlikte, özellikle 2010 yılında maden kanununda yapılan ve Türkiye’yi yabancı dostu bir madencilik ülkesi haline getiren değişiklikten sonra, başta Kanadalı ve Avustralyalı şirketler olmak üzere yabancı madencilik şirketleri Türkiye'nin başarısında kilit rol oynamıştır. Türkiye'nin güneyindeki Adana yakınlarında dünyanın en zengin çinko yataklarını keşfeden Pasinex’in ülke direktörü K. Soner Koldaş, bu konuda şunları söylüyor: “Yabancı madencilik şirketleri sayesinde, artık Türkiye’de daha nitelikli madencilik profesyonelleri ve teknik personel var. Yabancı yatırımlar sayesinde Türkiye Avrupa'nın en büyük altın üreticisi haline geldi ve madencilik faaliyetlerinden büyük fayda sağlıyor.”

 

Değişen Dinamikler: Yabancı sermayeden yerli sermayeye

Ancak, bir zamanlar yabancı yatırımcıların çok sevdiği Türkiye'nin madencilik rejimine karşı olumlu hislerde önemli bir gerileme yaşandı. Fraser Enstitüsünün 2016 yılında yaptığı, hükümet politikalarının yatırımı ne ölçüde teşvik ettiği veya caydırdığı konusundaki yıllık anketine göre, Türkiye, Enstitünün politika algı endeksinde 16 puan gerileyerek, 2015 yılında 105 yetki alanı içerisinde 49. sıradayken 78. sıraya düşmüştür.

Sıralamadaki bu düşüşün önemli bir nedeni, devlete ait arazilerin kullanılmasına ilişkin başvuruların başbakanlık vasıtasıyla yapılmasını düzenleyen 2012 tarihli bir kararnameden kaynaklı olarak, izinler konusunda yaşanan zorluklardır. Koldaş’a göre bu durum hala değişmedi: “Madeni geliştirmek için gereken sondajların izinsiz yapılamadığı düşünülürse madencinin önündeki en büyük engelin izinler olduğu görülür. Önceleri birkaç haftada alınan izinler şimdilerde yıllar sürebiliyor. Bu olumsuz durumun 2018 Haziran seçimlerinden sonra değişeceğini umuyoruz.”

Ayrıca, yatırımcıların baş döndürücü sayıda izin ve ruhsatla uğraşması gerekiyor- bu sayı en son 20 idi. Bu faktörler, 2014’den beri düşük olan emtia fiyatlarıyla birlikte Türkiye madencilik sektöründe gerek arama faaliyetlerine gerekse yabancı yatırımlara ket vurdu. Buna rağmen, son beş yıl içinde sektörde oldukça fazla faaliyet yapıldı. Test ve analiz ofisi Bureau Veritas’ın ülke müdürü Nezih Doğu bu konuda şunları söylüyor: “Sektörümüzün muhakkak yabancı yatırıma dayalı olması gerekmiyor. Sahada oldukça önemli projelere sahip ciddi yerel oyuncular var. Türkiye önemli madencilik potansiyeline ve nitelikli iş gücü havuzuna sahip.”

Sektör yabancı yatırımda bir gerileme yaşasa da bu dönemde yapılan büyük yerli yatırımlar son on yıla kıyasla sektörün dinamiklerindeki değişimi ortaya koyuyor. Bazı yabancı yatırımcıların düşündüğünün aksine, izin almakta yaşanan zorluklar hükümetin sektörü eskisine göre daha az önemsediğini göstermiyor. Türkiye Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Başkanı Prof. Dr. Güven Önal buna ilişkin olarak şunları söyledi: “Hükümet genel olarak madenciliğe çok daha fazla öncelik veriyor.Ayrıca, hükümet iki yıl önce madencilik stratejisini değiştirdi ve kömür madenciliğine çok destek verildi. Bankalar şimdi kömür projelerine daha çok kredi veriyorlar ve bazı kömür madencileri inşaat aşamasına geçtiler. İnşaat şirketlerinin hayli sermayesi var ve madenciliğe çok yatırım yapıyorlar.Ayrıca, yeni kanunlar ile büyük ölçekli madencilik teşvik ediliyor.”

Kömür, hükümetin enerji ithalatının dizginlerini elinde tutmasının kilit bir unsuru olması ve dolayısıyla Türkiye'nin kronik cari açığını düşürmesine yardımcı olması sebebiyle Türkiye için stratejik öneme sahip. Son dönemde, birisi Sabancı tarafından Türkiye’nin güneyinde ve diğeri Aksa Enerji tarafından kuzey batıda Bolu ilinde olmak üzere iki kömür santrali üretime başladı. Türkiye'nin kömür endüstrisi zorluklar yaşıyor, ancak Türk kömüründen azami fayda sağlamak için acilen teknik uzmanlığa ihtiyaç duyuluyor. DMT Türkiye Şubesi Genel Müdür Yardımcısı Ulrich Ruppel, “Uluslararası standartlara kıyasla, jeoloji Türkiye'ye çok nazik davranmadı. Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Çin'de kilometreler boyunca aynı yönde giden bozulmamış maden damarlarıyla ton başına 5.000 ila 7.000 kilokalorilik taş kömürü bulunmaktadır” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Sadece Karadeniz bölgesinde 4.000 ila 6.000 kilokalorilik taş kömürü var fakat buradaki devlete ait TTK’nin sahip olduğu madenler, maden damarlarının tektonik yapısı nedeniyle çok zor, tam mekanize madencilik gerektiriyor”.

Ayrıca, ülkenin çeşitli bölgelerinde, yerli kaynaklarla finanse edilen önemli madencilik yatırımları halen devam ediyor. Bunlardan biri Cengiz Holding’in Türkiye'nin güneydoğusunda Irak sınırı yakınındaki bir fosfat kompleksindeki 1,1 milyar dolarlık projesi ve 2018 yılında faaliyete geçmesi bekleniyor. Özel hükümet teşviklerinden yararlanılarak geliştirilen projede farklı türde gübre üretilecek ve Cengiz projeden ayrıca bakır, altın, kobalt ve nikel elde edecek. Öte yandan, Ciner Grubu Ankara yakınlarındaki Kazan’da bir trona çözelti madenine 1,5 milyar ABD doları yatırım yaptı. Proje,dünyanın doğal soda külü tüketiminin %14’ünü karşılayarak Türkiye’yi dünyanın en büyük üreticisi haline getirecek. Bu proje ileülkenin ihracat hacminin yılda 600 milyon ABD Dolarına ulaşması bekleniyor.

 

Türk Altını Hala Parlıyor

 Lidyalıların altın sikke kullanmaya başladıkları çağlardan bu yana, Türkiye’nin ve ondan önceki Anadolu uygarlıklarının altınla önemli bir gönül bağı bulunuyor. Günümüzde altın, Türk kültür ve ekonomik hayatında önemli bir rol oynamakta ve düğünlerde genellikle mücevher olarak, bir değişim aracı fakat aynı zamanda bir hesap birimi olarak kullanılmaktadır. Örneğin, İstanbul'daki meşhur Kapalı Çarşıda kiralar sıklıkla altın olarak fiyatlandırılmaktadır. Ayrıca, altın Türkiye'nin mali sisteminde de önemli bir rol oynamakta. 2013 yılı sonunda ticari bankaların elinde 10,4 milyar ABD Dolarına tekabül eden yaklaşık 250 metrik ton (mt) altın bulunmaktaydı. Genel olarak Türkiye, dünyanın en büyük dördüncü altın tüketicisidir. Ülkenin mevcut toplam işletilebilir altın rezervleri yaklaşık 840 mt seviyesindedir, ancak jeolojik tahminler bunun 6.500 mt olduğunu öngörmektedir.

Ancak, altın madenciliğinin potansiyeli son birkaç yılda arama faaliyetlerine de ket vuran mevzuat ve izin zorlukları nedeniyle kısıtlanmıştır. Golder Associates Operasyon Müdürü Serhat Demirel, “Bugünlerde,projelerini genişleten mevcut şirketlerden veya geliştirme aşamasına ulaşan büyük projelerden yahut uluslararası finansman arayan projelerden daha fazla talep geliyor. Büyük şirketler ve projeler iyi gidiyor ve yatırım yapmaya devam ediyorlar” yorumunu yaptı.

Gerçekten de mevcut altın madencileri son iki yılda oldukça yoğundu. Örneğin, Kanada merkezli Centerra Gold’un %100 iştiraki Öksüt Madencilik Sanayi ve Ticaret, bu yılın ilerleyen günlerinde Kayseri'deki altın madeninde inşaata başlamaya hazırlanıyor. Yatakta yaklaşık 1,2 milyon ons altın içeren 1,4 g/t tenörlü 26,1 milyon ons cevher bulunuyor. Bu cevher, 8 yıllık bir maden ömrü süresince Keltepe ile daha küçük olan Güneytepe açık ocaklarında çıkartılacak.

Bu arada, Tüprag’ın Kışladağ projesinden sonra ikinci büyük altın rezervi olan Çöpler altın madeninin sahibi Anagold Madencilik (Kanadalı Alacer Gold ve Türk Lidya Madenciliğin ortak girişimi), büyük bir genişleme projesi yürütüyor. Acık ocağı ve oksit cevherden altın üreten yığın liçi operasyonunun yanı sıra, Çöpler yatağı farklı bir işleme çözümü gerektiren refrakter sülfit cevherine de sahip bulunuyor. Anagold Haziran 2014’te sülfit cevherinin basınçlı oksidasyon yoluyla işlenmesini tavsiye eden nihai fizibilite çalışmasını tamamladı ve proje inşaatının Mayıs 2016’da başlamasıyla ilk altının 2018’in 3.çeyreğinde çıkarılması bekleniyor.

Ayrıca, sektörde çeşitli mülkiyet değişiklikleri de meydana geldi. Bunlardan biri, Türk şirketi Nurol Holding bünyesindeki Tümad Madencilik’in devraldığı Avustralyalı Chesser Resources’ın 2014’teki Lâpseki projesi. Proje düşük sülfidasyon damar tipine sahip ve halen üretimine devam ediyor. Tümad ayrıca, şu anda yatırım aşamasında olan ve fizibilite çalışmasına göre 600.000 ons altın rezervine sahip Balıkesir İvrindi projesi için de 73.950 milyon m2’lik madencilik ruhsatına sahiptir.

Öksüt ve Anagold’un inşaat projelerinin yanı sıra, başlamak için izinlerin alınmasını bekleyen ve büyük potansiyele sahip başka bazı projeler de bulunuyor. Kanada merkezli Alamos Gold, Çanakkale Biga yarımadasında bulunan Ağı Dağı ve Kirazlı projeleri için fizibilite çalışmalarını olumlu sonuçlandırdı. Her ikisi de bağımsız açık ocak yığın liçi operasyonları olacak projelerden Kirazlı’nın beş yıllık maden ömrü süresince ortalama 104.000 ons/yıl, Ağı Dağının ise, altı yıllık maden ömrü süresince 177.600 ons/yıl altın üretmesi bekleniyor. 2017 yılında yapılan bir ön ekonomik değerlendirmeye göre, dört yıllık maden ömrü süresince 93.200 ons/yıl altın üretimi yapılması öngörülen Alamos’un Çamyurt projesi de dahil olmak üzere bu projeler henüz izin aşamasında. Düşük sermaye ve işletme maliyetleri nedeniyle Kirazlı, altın fiyatlarından bağımsız olarak en yüksek getiriye sahip, işlenmemiş altın madeni projelerinden biridir.

Bu projelere bakınca, Türkiye'nin altın madenciliğinde hala el atılmamış büyük bir potansiyel olduğu anlaşılıyor. Epiroc'un Türkiye'yi de kapsayan Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan sorumlu direktörü Erdem Tüzünalp vaziyeti şöyle özetliyor: "Arama konusunda hala istenen seviyenin gerisindeyiz ve sosyal ve çevresel meseleler de hala belli ölçüde engel teşkil ediyor, izin süreçlerini zorlaştırıyor. Ülkenin büyük altın rezervleri olduğunu biliyoruz ve bunları çıkaracak kimi projeler hala izin bekliyor."

 

Türk Halkının Desteğini Almak

Tüm dünyada altın madenciliği, özellikle zenginleştirmede kullanılan siyanür nedeniyle halkla ilişkilerde zorluklarla karşılaşmıştır. Türkiye’de Altın madenciliği henüz çok yeni olmasının ve nispeten yoğun nüfusunun etkisiyle Türkiye’de halkın altın madenciliğine itirazı çok şiddetli olmuştur. Türkiye’nin en saygın madencilik şirketlerinden biri olan Tüprag’ın yaşadığı tecrübe, siyanür kontaminasyon riski çok düşük olmasına rağmen altın madencilerinin karşılaştığı zorlukların bir göstergesidir. Şirket mahkeme müdahaleleri nedeniyle Efemçukuru ve Kızıldağ projeleri için onay almadan önce defalarca çevresel etki değerlendirmeleri (ÇED) yaptırmak zorunda kalmıştır.

Sektör zaman içinde başarılı halkla ilişkiler yönetimini öğrenerek Türk halkının altın madenciliğine destek vermesinin mümkün olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, kamu algısı hala altın madencilerinin karşısına çıkan en büyük risklerden biridir.

Tümad, kendilerine ait Lâpseki projesi yakınındaki yerli halk için, Koza Madencilik Şirketinin Bergama Ovacık altın madenine ve Tüprag’ın Efemçukuru altın madenine geziler düzenledi. 1990’lı yıllarda Bergama, yoğun halk muhalefetiyle karşı karşıya kalmış, Nisan 1994’te 4.000 köylü tarafından işgal edilmiş ve protestolar nedeniyle Ağustos 2004 ve Mayıs 2005 arasında kapatılmak zorunda kalmıştı. Tümad Madencilik koordinatörü Cem Yüceer, “Bergama, zeytin gibi yüksek kaliteli zirai üretime sahip olmasının yanı sıra yedi veya sekiz köye ve İzmir otoyoluna yakınlığı nedeniyle çok hassas bir bölge. Dolayısıyla, altın madenlerinin çevre üzerinde hiçbir etkisi olmadığına dair iyi bir örnek çalışma teşkil ediyor. Çok düşük konsantrasyonlarda siyanür içeren konvansiyonel bir atık barajı bulunuyor. Bu nedenle, insanları buraya götürmemiz çok yararlı oldu,” açıklamasını yaptı.

Son dönemde, Türkiye’de altın madenciliği Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve UniCredit Bank gibi sosyal ve çevresel risklerin yönetimi için yüksek standartları destekleyen uluslararası finans kuruluşlarının sağladığı finansmanla desteklenmiştir. EBRD ve iki Türk bankasının yardımıyla, Tümad, İvrindi ve Lâpseki projeleri için 200 milyon ABD doları, Centerra Gold ise EBRD ve UniCredit’in de dâhil olduğu destekçilerden Öksüt projesinin finansmanı için 150 milyon ABD Doları kredi aldı. Öksüt projesinin finansmanının bir parçası olarak, biyologlar endemik türleri belirlemek için projeyi ziyaret ettiler; şimdi tohumların toplanması ve bunların başka bir yere ekilmesini içeren bir koruma programı yürütülüyor. Ayrıca, EBRD’nin İvrindi ve Lâpseki projelerini finanse etmesinin bir sonucu olarak Tümad, Türkiye’nin farklı yerlerinde maden kaynakları ve yenilenebilir enerjiye odaklanan üç liseye sponsor olacak. Tümad, madenlerinin yakınlarındaki köylerden kişilere eğitim ve uzun süreli istihdam sağlamayı taahhüt etti.

Golder Associates Operasyon Müdürü Serhat Demirel de halkla ilişkiler faaliyetlerinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Şirketler ÇED yaparken, bir halk katılım toplantısı düzenlemeli ve ÇED raporuna bazı sosyal bilgileri dahil etmelidir, fakat Türkiye’de sosyal etki değerlendirmesi önemsiz kabul ediliyor, dolayısıyla ülkede bu bakımdan bir eksiklik var. Yaptığımız değerlendirmelerde, eksik unsurların çoğunlukla asit kaya drenajı, yeraltı suları etki değerlendirmesi, sosyal çalışmalar ve biyoçeşitlilik çalışmaları olduğunu tespit ediyoruz.”

 

Olgunlaşan bir Sektör Rayına Oturmaya Çalışıyor

Genel olarak, 2000-2014 arasında emekleme dönemini yaşayan Türkiye madencilik sektörü artık gençlik çağına geldi. Emekleme ve büyüme sürecinde çeşitli sıkıntılar yaşanmış olabilir fakat Türkiye'nin sanayisi olgunlaşıyor ve geleceğe bakıyor. İzin konusundaki zorluklar devam etse de hükümet yabancı yatırımcılar için çok cazip bazı teşvikleri uygulamaya koydu. Bu teşvikler bölgenin yoksulluk seviyesine göre farklılık gösteriyor ve bazı bölgeler daha fazla avantaja sahip. Fiyat dalgalanmasına karşı riski azaltmak için faydalı bir tedbir olarak şirketler, sermaye yatırımlarının bir bölümünü gelecek gelirlerinden düşebiliyor ve devlet hakkı bedelleri emtia fiyatlarına göre ayarlanabiliyor. Türkiye ayrıca 100 milyon ABD Dolarını aşan tüm yatırımlar için özel teşvik planları sunan bir program bulunuyor.

Madenciler için Türkiye hâlâ olasılıklar ülkesi olabilir. Tümad Madencilik Koordinatörü Cem Yüceer, Lâpseki projesiyle ilgili olarak şunları söyledi: “Kasım 2014’ten Aralık 2017’nin sonuna kadar çevre etki değerlendirmesini tamamladık, tüm izinleri (orman, inşaat gibi) aldık, detaylı fizibilite çalışması yaptık, finansman ve inşaatı tamamladık ve altın çıkarmaya başladık. Bu potansiyel yerli ve yabancı yatırımcılara kısa bir süre içerisinde nelerin başarılabileceğine dair bir mesaj olarak alınmalıdır. İyi yönetildiği takdirde izinlerin ana engel olması gerekmez.”

Ayrıca hükümetin sektörün izin hakkındaki kaygılarını dinlediğine ve durumun artık iyileşmekte olduğuna dair yaygın bir görüş bulunuyor. Pasinex’in ülke direktörü Koldaş “Türkiye’de madenciliğin geleceği hakkında iyimserim. Madenciliği savunan bir hükümetimiz var ve Bakanlığa bağlı MIGEM de destek veriyor” diyerek konuyu özetledi.

 

Bu makale, Matt Lomas tarafından, kendisi ve Sarah Crompton-Donnely'in yaptıkları araştırma ve Türkiye'nin madencilik sektöründeki aktörlerle gerçekleştirdikleri özel röportajlara dayanılarak kaleme alınmıştır. GBR'nin bu araştırma ve röportajların sonuçlarını toplayacağı 'Türkiye Madenciliği 2018-19' başlıklı ayrıntılı rapor 2018 yılının ilerleyen aylarında yayınlanacaktır.



Turkey’s Mining Industry Looks to the Future with Hope for an Easier Ride

Global Business Reports provides its take on the prospects for Turkey’s mining industry, based on exclusive interviews with some of the sector’s leading players.

Sitting astride a significant portion of the Tethyan Metallogenic Belt, one of the world’s major metal producing areas, Turkey is rich in a wide array of minerals. Although Turkey occupies one of the most prospective parts of the belt, which stretches all the way to South-East Asia, its mining industry is young as its geology has only been seriously explored in the last approximately 20 years. According to MinEx Consulting, exploration spend in Asia Minor (Turkey and Greece) totaled US$0.96 billion from 2006 to 2016, lower than other regions in the Tethyan Belt like the Himalayas or Southeast Asia, but yielded far more discoveries: 22 (mostly in Turkey) compared to six and seven in the former mentioned regions, respectively. Furthermore, Asia Minor’s cost position is advantageous given that unit discovery costs for copper and gold, two of Turkey’s most important minerals, were just US$18/oz on average from 2006 to 2015, much lower than the world average of US$49/oz and lower than Eastern Europe at US$23/oz.

 Following the privatization of Turkey’s mining industry, the progress made in the last 20 years is nothing short of spectacular, particularly in gold, Turkey’s leading mineral resource. In 2000, Turkey had no gold production but, by 2015, it had become Europe’s leading gold producer. Seven gold mines were built in this time, and all by Turkish construction companies. However, foreign mining companies, particularly from Canada and Australia, have been key to Turkey’s success, especially after a revision to the mining law in 2010, which made Turkey a foreign friendly mining jurisdiction. “Thanks to foreign mining companies we now have more skilled mining professionals and technical persons in Turkey. Turkey has become the biggest gold producer in Europe because of foreign investment and it benefits greatly from mining activities and operations,” remarked K. Soner Koldas, country director at Pasinex, which has discovered the richest zinc deposit in the world near Adana, southern Turkey.

 

Shifting Dynamics: From Foreign to Domestic Capital

 However, once the darling of foreign investors, there has been a substantial decline in positive sentiment towards Turkey’s mining regime. According to the Fraser Institute’s 2016 annual survey of mining jurisdictions, Turkey fell 16 points in the Institute’s policy perception index, which ranks jurisdictions on the extent to which government policies encourage or deter investment. Turkey fell from 49th position out of 105 jurisdictions in 2015, to 78th as a result.

 A key reason for this fall in the rankings has been the challenges experienced in obtaining permits, emanating from a decree in 2012, which stipulated that any applications to use governmental lands must go through the prime minister’s office. “The prime minister’s decree in June 2012 affected the sector significantly. Before, it was easy to get permission from the forestry department for an exploration license – it would take approximately two months. For a production license it was a little more difficult as it required the signature of the minister, but companies would know the reason for why a license might be declined and they could reapply. Now companies do not necessarily know why licenses are declined and they cannot access the Prime Ministry’s office. Furthermore, they may have to wait up to two years, and forestry permit costs are so high that some projects cannot be realized,” remarked Erhan Sener, executive consultant and former general manager at Galata Madencilik/ Ariana Resources, whose Kiziltepe gold mine entered into production in 2017.

 Furthermore, investors must handle a dizzying array of permits and licenses – 20 at last count. These factors, along with lower commodity prices since 2014, have dampened both exploration and foreign investment into Turkey’s mining industry. Nevertheless, there has still been much activity in the industry over the last few years. As Nezih Doğu, country manager of testing and analysis provider Bureau Veritas, remarked: “Our industry does not necessarily depend on foreign investment. There are serious local players in the field with considerably important projects. Turkey has much mining potential and it has a skilled labor pool.”

 Whilst the industry has seen a decline in foreign investment, there have been large domestic investments, representing a shift in the sector’s dynamics compared with the last decade. Contrary to what some foreign investors might believe, the permitting challenges do not indicate that the government sees the industry as any less important than before. “The government is giving much more priority to mining overall. Also, two years ago, the government changed its mining strategy and coal mining has been given a lot of support. Banks are now giving more credit to coal projects and some coal mines have moved to construction stage. Construction companies have much capital and have been investing a lot in mining. Also, due to new laws, large scale mining has been incentivized,” explained Prof. Dr. Güven ÖNAL, president, Turkish Mining Development Foundation.

 Coal is highly strategic for Turkey as it forms a key element of the government’s efforts to reign in energy imports and thus help decrease Turkey’s chronic current account deficit. Four coal power plants are currently under construction, with two built recently by Sabancı in southern Turkey, and another by Aksa Enerji in Bolu province in the northwest. Turkey’s coal industry faces challenges, however, and there is an urgent need for technical expertise to get the most out of Turkish coal. “Compared to international standards, geology has not been very kind to Turkey. In the United States, Australia and China there are 5,000 to 7,000 kilocalories per tonne of hard coal, with undisturbed seams that go in one direction for kilometers,” remarked Ulrich Ruppel, deputy general manager DMT Turkey Branch. “Only in the Black Sea region is there hard coal at 4,000 to 6,000 kilocalories but the mines there, owned by state-owned company TTK, involve very difficult, fully mechanized, longwall mining due to the tectonical structure of the seams.”

 Important large-scale domestically financed projects in other areas have also been announced recently, including Cengiz Holding’s US$1.1 billion investment in southeast Turkey, close to the Iraqi border, in a phosphate complex due to open in 2018. Cengiz has benefited from tailor made government incentives for this project. The complex will make different types of fertilizers and Cengiz will also recover copper, gold, cobalt and nickel from the project. Also, Ciner Group has announced a £1.5 billion investment in a trona solution mine in Kazan, near Ankara. The project will meet 14% of the world’s natural soda ash consumption, making Turkey the world’s largest producer, and export volumes are expected to reach US$600 million per year.

 

Turkish Gold Still Shines

 Turkey, and Anatolian civilizations before it, has long had a love affair with gold, stretching back to the time that merchants pioneered the use of gold coins in ancient Lydia. Today, gold plays an important role in Turkish cultural and economic life, being used in weddings as a medium of exchange, often in jewelry, but also as a unit of account. For example, in Istanbul’s famous Grand Bazaar rents are often priced in gold. Furthermore, gold plays an important part in Turkey’s financial system and, at the end of 2013, commercial banks held approximately 250 metric tonnes (mt) of gold, equivalent to US$10.4 billion. Overall, Turkey is the fourth largest consumer of gold in the world. In terms of its own resources, total workable gold reserves in Turkey stand at around 840 mt but geological estimates suggest up to 6,500 mt.

 However, gold mining’s potential has been curtailed by the permitting challenges Turkey imposes, which have subdued exploration activity in the last few years.  “Nowadays, more demand is coming from existing companies expanding their projects or big projects reaching the development phase or projects seeking international finance. The major companies and projects are doing well and they continue to invest,” commented Serhat Demirel, operations manager, Golder Associates.

 Indeed, existing gold miners have certainly been busy in the last two years. For example, Öksüt Sanayi ve Ticaret Madencilik, a 100% owned subsidiary of Canadian based Centerra Gold, is due to start construction at its gold mine in Kayseri province later this year. The deposit holds approximately 26.1 million oz. of ore at a grade of 1.4 g/mt gold, containing around 1.2 million oz. of gold, which will be mined and stacked over a mine life of eight years from two open pits – the Keltepe pit and the smaller Güneytepe pit.

 Meanwhile, Anagold Madencilik (a JV between Canadian Alacer Gold and Turkish Lidya Madencilik), which owns the Çöpler gold mine, the second largest gold reserve after Tüprag’s Kışladağ project, has embarked on a major expansion project. Along with its open-pit, heap-leach operation that produced gold from oxide ore, the Çöpler deposit also possesses refractory sulfide ore that requires a different processing solution. Anagold completed a definitive feasibility study in June 2014, which recommended the treatment of the sulfide ore via pressure oxidation and, in May 2016, construction started on the project, with first gold pour expected in Q3 2018.  

 There have also been some ownership changes including Tümad Madencilik’s part of Turkish conglomerate Nurol Holding, an inheritance of the Lapseki project from Australian company Chesser Resources in 2014. The project has a low sulfidation vein system and is now in production. Tümad also has a mine license of 73,950 million m2 for or the Balıkesir İvrindi project, which is now at investment stage and based on the feasibility study has 600,000 oz. of gold reserves.

 
Projects waiting for take-off

 Alongside the construction projects of Öksüt and Anagold, there are some highly promising development projects waiting for lift off but dependent on obtaining permits. Canada-based Alamos Gold has completed positive feasibility studies for the Ağı Dağı and Kirazlı projects in Çanakkale Province on the Biga Peninsula. Both projects are expected to be stand-alone open-pit, heap-leach operations, with Kirazlı expected to produce an average of 104,000 oz/y of gold over a five-year mine life and Ağı Dağı 177,600 oz/y over a six-year mine life. The projects are at permitting stage, as is another project of Alamos, Çamyurt, for which a preliminary economic assessment in 2017 predicted 93,200 oz/y of gold over a four-year mine life. Due to its low capital and operating costs, Kirazli is one of the highest return, undeveloped gold projects in any gold price environment.

 There is also excitement around Galata Madencilik’s Salinbas development project in Artvin, northeast Turkey. “We are very happy with Kiziltepe but our other big aim is to develop Salinbas which has the potential to be a much bigger project than Kiziltepe,” remarked Sener. “There are three licenses in this area: Salinbas, Ardala and Hizarliyayla, and we are concentrating on a hot gold corridor which is a long vein. Salinbas and Ardala in particular are very good prospects and we might do drilling on these but we cannot say when, as we are applying for a forestry permit…”

 

Getting the Turkish Public Onboard

 All over the world, gold mining has faced public relations challenges, primarily because of the use of cyanide in the processing of gold. Public opposition has been particularly fierce in Turkey, reflecting the still very new nature of gold mining in Turkey, as well as the country being relatively densely populated. The experience of Tüprag, one of Turkey’s most respected mining companies, is indicative of the difficulty gold miners face, despite risks of cyanide contamination being very low. The company has had to conduct repeated environmental impact assessments (EIAs) for its Efemçukuru and Kızıldağ prospects before getting approval due to court interventions.

 The industry has gradually learnt the techniques of successful public relations management, showing that it is possible to get the Turkish public on board with gold mining. Nevertheless, public perception is still one of the greatest risks gold miners face. “Foreign companies must think very carefully about public relations and they must set aside funding at the beginning of a project for activities in this area. Galata was lucky in that, in the surrounding area, there were other gold mines, so we were able to hold a meeting with the locals at the Bergama plant, which has been there for 10 to 12 years, to show them that there was no danger. Indeed, now we are going to produce honey at our plant, which shows there is no danger as bees are very sensitive to poison,” explained Sener.

 Similarly, Tümad organized trips for locals near their Lapseki project to Koza Mining Company’s Bergama Ovacık gold mine, as well as Tüprag’s Efemçukuru gold mine. Bergama was the site of intense public opposition in the 1990s, including an invasion by 4,000 villagers in April 1994 and the mine was forced to close due to protests between August 2004 and May 2005. “Bergama is a very sensitive area due to the existence of high quality agricultural production there, such as olives, as well as seven or eight villages and the highway to Izmir being close. Therefore, it is a good example study on the environmental impact of gold mines, which is none. There is a conventional tailings dam with very low concentrations of cyanide. So, once we took people there, it helped a lot,” explained Cem Yuceer, coordinator, Tümad Madencilik.

 Recently, gold mining in Turkey has been supported by financing from international financial organizations such as the European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) and UniCredit Bank, which has helped underpin high standards for the management of social and environmental risks. With the help of the EBRD and two Turkish banks, Tümad has managed to secure a US$200 million credit facility for the İvrindi and Lapseki gold projects and Centerra Gold has received a US$150 million project financing term loan facility for the Öksüt project, with backers including the EBRD and UniCredit. As part of the financing for Öksüt’s project, biologists visited their project to identify endemic species and now there is a preservation program involving the collection of seeds and planting them elsewhere. Furthermore, as a result of EBRD’s funding of the İvrindi and Lapseki projects, Tümad will sponsor three high schools in different parts of Turkey focused on mineral resources and renewable energy. Tümad has committed to use local labor from the nearby villages in its mines, with training provided so that they will be able to work for the company over a long-term period.

 “Typically, when companies do EIAs, they should conduct a public participation meeting and include some social information to the EIA report, but social impact assessment is not regarded as importantly in Turkey, so the country is lacking in this regard,” according to Demirel. “When we do GAP analysis we find the missing elements are mostly acid rock drainage, groundwater impacts assessment, social studies and biodiversity studies,” Demirel continued, highlighting how norms in Turkey still fall short of international standards.

 

A Maturing Industry Seeks to Get Back on Track

 Overall, whilst Turkey’s mining industry was in its infancy from 2000 to around 2014, it has now reached its adolescent years. There may have been growing pains along the way, but Turkey’s industry is maturing and looking to the future. Permitting challenges notwithstanding, the government has put in place some highly attractive incentives for foreign investors. These differ depending on a region’s poverty level, with certain regions having more advantages. Companies can deduct part of their CAPEX from future revenues and royalties are adjusted with respect to commodity prices; a helpful measure to mitigate against price volatility. Turkey has also designed a scheme to provide tailor-made incentives programs for any investments over US$100 million.

 For miners, Turkey can still be the land of the possible. Speaking of Tümad’s Lapseki project, Yuceer commented: “From November 2014 to end of December 2017, we completed the environmental impact assessment, all permitting (such as forestry and construction), detailed feasibility, financing and construction and started pouring gold. This should stand as a message to potential domestic or foreign investors of what can be achieved in a short time period. Permitting need not be the main barrier, provided it is managed well.”

 There is also widespread acknowledgement that the government is listening to the industry’s concerns about permitting and hope that the situation is now improving. “I am bullish on the future for mining in Turkey. We have a pro-mining government and support from mining department MIGEM,” summarized Koldas of Pasinex.

Ana Sayfa Tüm Haberler

Etkinlikler
<Ağustos 2019>
PtSaÇaPeCuCtPz
2930311234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678
Copyright © 2013 Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Tüm Hakları Mahfuzdur.